DÜNYAYI KURTARAN KADINLARDA ARA

30.12.14

dünyayı kurtaran kaplar

Ülkemizde üstü örtülü bir tabu ve genel olarak kadınların iş, aile vb. yaşamında sessizce katlandıkları çeşitli sıkıntıların kaynağı olan menstruasyon dünyanın bazı yerlerinde daha vahim toplumsal sorunlara yol açıyor. Dünyayı Kurtaran Kadınlar'ın Türkiye'de yaşayan kadınlar için sunmaya çalıştığı çözümler dünyanın dört bir yanında kadınların hayatını kökten değiştiriyor...işte Doğu Afrika'dan bir dünyayı kurtarma projesi...   

Orjinal metin: http://www.huffingtonpost.ca/sabrina-rubli/menstrual-cups-east-africa_b_6313436.html
Çeviri: İlknur Kelso

Dünyanın dört bir yanında kadınlar, güvende ve sağlıklı kalabilmeleri karşısında cinsiyete özgü engellerle sürekli karşı karşıyalar. Kadınların HIV/AIDS, sıtma, zatürre gibi hastalıklar ve cinsel saldırı ve bununla ilişkili sağlık sorunlarıyla karşılaşma riskleri daha yüksek. Bu sorunların birçoğu bizim kontrolümüz dışında ve değiştirmesi onlarca yıl sürecek derin kültürel uygulamalarla ilgili. Ancak bazı sorunların çözümleri şaşırtıcı derecede kolay ve etkili. Menstruasyon dünya çapında kadınların yaşamında önemli bir engel ve uygun olmayan hijyen pratikleri genellikle ciddi sağlık sorunlarına ve zararlı toplumsal uygulamalara yol açıyor.

Kenya'da bir paket tek kullanımlık pedin fiyatı yaklaşık 75KSH -- $1 CAD--2 TL. Bu size küçük bir miktar gibi görünebilirse de vasıfsız işçilerin ortalama günlük geliri $1.50 CAD--3 TL olduğu için her ay hijyenik malzeme satın almak binlerce kadın için mali olarak imkansız.

Uygun hijyenik malzemelere erişimi olmayan bu kadın ve genç kızlar alternatif yöntemlere, yapraklar, gazete kağıtları, kumaş parçaları, pamuk, elyaf, hatta çamur gibi malzemelere başvuruyorlar. Bu yöntemler işlevsel olmamanın yanı sıra ciddi enfeksiyonlara neden olmakta. Bir de bunların gün içinde kadınlara ne kadar rahatsızlık verdiğini düşünün.

Sağlıklı ve sürdürülebilir menstruasyon malzemelerine erişim sağlamak bu kadınların güvenliği ve sağlığı için faydalı olduğu gibi onların işe, okula gidebilmelerini ve gündelik işlerini yapabilmelirini kolaylaştırıyor.

Menstruasyon kapları tıbbi cihaz yapımında kullanılan malzemelerle (silikon- TPE vb.) üretilir ve vajinaya yerleştirilerek menstruasyon akıntısını-emmeden- biriktirir. Dolayısıyla kadın vücudu için çok daha sağlıklı bir seçenektir. Tek kullanımlık tampon ve pedlerin aksine zararlı beyazlatıcılar ve kimyasallar içermeyen menstruasyon kaplarının hiçbir yan etkisi ve Toksik Şok Sendromuna yol açma riski yoktur.

Doğru yerleştirildiğinde kap vajinanın içinde 1-1,5 santimetre derinlikte durur ve vakum etkisi ile yan duvarlara dayanarak sızıntıyı engeller. Kaplar 12 SAATE KADAR güvenli ve konforlu bir şekilde kullanılabilir ve 10 YILA KADAR kullanım ömrü vardır. Bu da kapları ekonomik ve sürdürülebilir bir çözüm yapar. Kuzey Amerika'daki kadınlar için kap kullanımı menstruasyon dönemini konforlu hale getirir. Gelişmekte olan ülkelerde ise kadınların hayatlarını tamamen değiştirebilmektedir.

Menstruasyon kapları ekonomik özgürlük sağlar ve menstruasyonu mali bir yük olmaktan çıkarır. Her ay tek kullanımlık ped satın alması gerekmeyen kadınlar kendilerine ve ailelerine daha fazla bütçe ayırabilirler.

Kapların 12 saate kadar koruma sağlaması kadınların gündelik hayatlarına devam edebilmelerini, birçok ülkede büyük bir sorun olan umumi tuvalet bulma ihtiyacını ortadan kaldırır. Kaplar ayrıca kadının vücutlarına daha hakim olmalarını, örneğin duş alırken kaplarını boşaltabilmelerini sağlar.

Menstruasyon kapları genç kızların okula, ayın her günü devam edebilmelerini sağlar. Kenya'daki genç kızlar her ay ortalama 4,9 gün devamsızlık yapmaktadır. Menstruasyon sebepli bu devamsızlıklar toplam okul yılının %20'sinin kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Bir genç kıza bir menstruasyon kabı vermek onun gün içinde tuvalet bulamadığı için okuldan devamsızlık yapmasına engel olur. Artık kıyafetinin lekelenmesinden ve arkadaşlarının onunla dalga geçmesinden korkmasına gerek kalmaz. Sınıfta rahat oturabilir ve okul etkinliklerine katılabilir. Artık ped satın alabilmek için okulda verilen kahvaltıyı kaçırması gerekmez.

Genç kızların okula devam edebilmeleri lise öğrenimine geçebilme ihtimallerini ve toplumun etkili ve saygın birer üyesi olma şanslarını arttırır.

Femme International'ın Kadın Sağlığı yöntemi Programı Doğu Afrika'da genç kızlara menstruasyon kapları ve temel eğitim ile hijyen malzemeleri dağıtmakta, böylece ayın her günü okulda, güvende ve sağlıklı kalmalarına destek olmaktadır. Siz de Femme web sitesini ziyaret ederek bir menstruasyon kabı ya da bir Femme paketi bağışlayabilirsiniz.

29.11.14

beden ekolojisi seminerleri başlıyor



Blogumuzun reyting rekorları kıran romantik komedi dram aksiyon türlerinin hepsini barındıran pancar kırmızısı dizisi şimdilik sona erdi. Şimdi Didem'in ve doktoru Onur Aydınoğlu'nun deneyimlerini bizlerle yüzyüze de paylaşabilmek için hazırladıkları seminer dizisi başlıyor:
 

Sekiz yıl Kandida ile “yakın ilişki” kurduktan sonra kurtuluşumun hikâyesini paylaşma zamanı en sonunda geldi :). 4 yazı ile toparladığım yolculuğun ardından, bu yolculukta bana eşlik eden doktorum Onur Aydınoğlu ile birlikte bu konu üzerine yaptığımız tüm çalışmaları toparladık ve “Bütüncül Kandida Protokolü” yazdık. Şimdi de bu protokolü paylaşmak üzere ve elbette ki daha pek çok konuya da değinmek için bir seminerler dizisi başlattık. “Beden Ekolojisi” serisine siz de davetlisiniz! İlk raund 13 Aralık’ta :)
https://www.facebook.com/events/1549738178594919/?fref=ts


Bu blogda, yolculuğumun her anını paylaşmıştım. Eğer okumadıysanız, lütfen göz atın, özellikle son yazıyı göz ardı etmeyin derim.  


03.02.2014 Kandida’nın Didem’le İmtihanı:



29.04.2014 Didem’in Kandida Macerası – 2. Bölüm



20.06.2014 Kandida’nın Dönüşü:



4.11.2014 Kandida: Bir Yok Oluş Hikâyesi



UYARI: YAZDIKLARIMIN HEPSİ BENİM DENEYİMİMDİR VE ETKİLERİNİN SİZDE DE AYNI OLACAĞININ GARANTİSİ YOKTUR. TIBBİ BİR EĞİTİMİM YOKTUR, DOKTOR YA DA DANIŞMAN DEĞİLİM. LÜTFEN BURADA YAZILANLARI BİR REÇETE GİBİ ALIP UYGULAMAYIN. BU YOLCULUKTA PEK ÇOK HATA YAPTIM, HER HANGİ BİR DENEYİMİMİ UYGULAMADAN ÖNCE SON YAZIMI (http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com.tr/2014/11/kandida-3-bir-yok-olus-hikayesi.html) MUTLAKA OKUYUN. DENEYİMLERİMİ KENDİNİZE YAKIN BULUYORSANIZ BENİMLE İLETİŞİME GEÇİN: didemcivici@hotmail.com
 

28.11.14

dünyayı kurtaran kadınlar çizgiroman oldu

Fotoğraf: Emre Özkan
 Geçtiğimiz haftasonu İstanbul'daydık. "Acaba biz de sosyal girişimci miyiz" merakıyla başvurduğumuz Bubble It!e kabul edildik ve birbirinden değerli sosyal girişimciler, inanılmaz yetenekli çizerler, dünya tatlısı "organizazötör"ler ve harika eğitmenlerle Salt Galata'da iki buçuk gün, eğlenceli oyunlar oynayıp projelerimiz için motivasyon ve ilham aldık. Atölyenin ürünleri, yani 7 farklı sosyal girişim hikayesinin çizgiromanlaştırılmış halleri umarız yakında yayınlanacak. Şimdilik sizlerle 1kupa1umutun kurucusu Cansu'nun hazırladığı bu süper haftasonunu özetleyen küçük bir video paylaşmak istiyorum. Bubble It! İstanbul 2014'de Zumbara, Eşya Kütüphanesi, Nöbetçi Kütüphane, Bemaddy ve Yuvarla vardı. hikayelerimizi cizgiye döken Ayşe gökçe Bor, Başaran Karabulut,
Betül Öztürk, Cansu Cığa, Ege Avcı, Elif Çiftçioğlu, Esra Debreli Deniz, Gökçenur İnan, Hasan Küçükalpelli ve Murat Eren'in çizdiklerini de paylaşmak için sabırsızlık içindeyiz.

Dünya için güzel işler ve çizgiye dökülmüş hikayeleri seviyorsanız Bubble It'i izlemeye devam edin derim.


4.11.14

Kandida 4: bir yok oluş hikayesi


UYARI: YAZDIKLARIMIN HEPSİ BENİM DENEYİMİMDİR VE ETKİLERİNİN SİZDE DE AYNI OLACAĞININ GARANTİSİ YOKTUR. TIBBİ BİR EĞİTİMİM YOKTUR, DOKTOR YA DA DANIŞMAN DEĞİLİM. LÜTFEN BURADA YAZILANLARI BİR REÇETE GİBİ ALIP UYGULAMAYIN. BU YOLCULUKTA PEK ÇOK HATA YAPTIM, HER HANGİ BİR DENEYİMİMİ UYGULAMADAN ÖNCE SON YAZIMI (http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com.tr/2014/11/kandida-3-bir-yok-olus-hikayesi.html) MUTLAKA OKUYUN. DENEYİMLERİMİ KENDİNİZE YAKIN BULUYORSANIZ BENİMLE İLETİŞİME GEÇİN: didemcivici@hotmail.com


Bu yıl başından beri Didem'in kandida maceralarını buradan takip ediyoruz. 
Kandida’nın Didem’le İmtihanı:
Didem’in Kandida Macerası – 2. Bölüm
Kandida’nın Dönüşü:


Ve işte sezon finali :)

Kandida ve ben.

Dile kolay… 8 yıl. Yaklaşık olarak 2870 gün.

Yavaş yavaş hayatıma sızmış olan bu yaratığı, meydana getirdiği fiziksel, ruhsal ve zihinsel tahribatla birlikte uzayın derinliklerine yolladım. Evet, bitti. En sonunda gönül rahatlığıyla bu cümleyi kurabilmenin ruhumda yarattığı etki hiç bir şeyle değiştirilemez. KANDİDAYI YENDİM. Doktorlar sayesinde ya da bildiğiniz ilaçlarla değil elbette ki. Öncelikle kalp gücüyle, aşkla ve umutla.

İçinde bulunduğumuz ülkede hiç bir tıp doktorunun size yardımcı olamayacağını üzülerek iddia ediyorum. Maalesef bu konuda tıp alanında uzmanlaşmış bir kişi dahi yok. Kandida serisini yazmaya başladığımdan bu yana pek çok kadın benimle iletişime geçti ve hepsi de aynı şeyi söylüyordu: Onlarca doktora gittim, defalarca ilaç kullandım ve hiç bir şey işe yaramadı. Hal böyleyken iş başa düşüyor kadınlar! Benim yolculuğum da böyle başladı. Ve benim gibi şanslıysanız, size yardımcı olmak için istekli ve sabırlı, sağlık konularına farklı bakabilen bir doktorla karşılaşırsınız. Sanırım bu nedenle “zafer” yazıma bir teşekkürle başlamalıyım:

Onur Aydınoğlu, bilgin ve sabrınla, desteğin ve inancınla bu yolculukta yanımda olduğun için teşekkürler. Birlikte kandidanın saklandığı mağaraya girip çok değerli şeyler kazandık. Umarım bu bilgiler pek çok insana şifa getirir.

“7 ay oldu! Bu gittikçe daha da azıyor doktor!!!”

Son kandida yazısında belirsizlik, hafif umutsuzluk ve korkuyla birlikte her türlü bilgi zerreciğine saldırganlık hakimdi. Tarih düşelim: Haziran ayı ortaları... 2014. Akşam saatlerinde artık araştırma yapmaktan imanımız gevremiş halde bulduk kendimizi. Farklı kombinasyonlarda esansiyel yağlarla karışımlar deniyorduk en son. Lokal olarak rejeneratif (yenileyici) bir formül gerekiyordu. Yaptık. Muhteşem oldu. Ancak bir kaç hafta içinde kandidaya karşı etkisiz hale geldi. Öyle bir densizlikle bağışıklık kazanıyordu ki! Sonuç başarısızlıktı. Bir şeyler işe yaramıyordu işte. Onur Bey’in tavsiyesiyle fazlaca almaya başladığım fermente ürünleri de ters etki yapmıştı. Evet, yanılmıştık. İşe yaramamıştı. Hatta her şey daha da kötüleşmişti. Okuduğum pek çok makalede fermente ürünlerin kesinlikle kullanılmaması gerektiği yazıyordu, peynir ve zeytin de dahil. Bıkmıştım artık. Canlı canlı ölüyordum. Radikal bir çözüm gerekiyordu. Yine deneme yanılma ile bu ürünleri de kestim. Bu kararları takip eden günlerden bir gün tekrardan araştırmaya giriştim. En sonunda bir makale elime geçti: KANDİDA PROTOKOLÜ. Kıbrıs’ta “The DaVinci Natural Health Centre” kurucusu Dr Georgiou tarafından yazılmış olan bu protokol kurtuluşum olabilir miydi gerçekten?

Öyle heyecanlandım ki! Hemen Onur Bey’e bildirdim. Günün devamında makaleyi birlikte inceledik ve uygulamaya karar verdik. Protokol üzerinde küçük bir kaç değişiklik ile birlikte ek planlar da koyduk ve ürünlerin siparişini verdik. Ancak ürünler Türkiye’de bulunmuyordu. Amerika’dan destek ürünleri ve Almanya’dan da homeopatik ürünleri sipariş ettik. Kaybedeceğim hiç bir şey yoktu. Evet, biraz pahalıya mal oluyordu ancak yıllardır doktorlara verdiğim paranın yanında bu hiç bir şeydi!

Amerika’dan gelen bir dostumuzdan rica ettik ve bizim için ürünleri beraberinde getirdi. 23 Temmuz günü 3 aylık bir maratona başladım. Sadece taze ve organik sebze-meyve, et, yumurta, yoğurt, tahin, bol bol keten/haşhaş/ısırgan tohumu ve çimlendirilmiş bakliyat yiyordum. Öncekinden farklı olarak kuruyemişleri de bıraktım, çünkü yemişler özellikle oda sıcaklığında çok çabuk küfleniyorlar ve küf kandidaya elverişli bir ortam sağlıyor. Bu nedenle altını çizmeliyim ki yediğiniz her şeyin buzdolabında saklandığından emin olun, özellikle küfe dikkat edin. Bunların dışında meyveye 6 hafta boyunca ara verdim, sonrasında azar azar ekledim diyete. Sonuç olarak günde onlarca destek hapı ile yaşama dönmeye başladım.

Günlük destek ünitem şöyleydi:

- Kolorex (Yeni Zelanda’da yetişen Horopito bitkisi ekstresi)> 2 adet

- Candida Plex (Berberine ve Pau D’Arco bitki ekstreleri) > 3 adet

- Probiyotik (15 milyar) > 2 adet

- Probiyotik (100 milyar) > 1 adet

- Chlorella > 6 adet

- Bioastin (Astaxanthin)> 1 adet

- Cranberry (yabanmersini) ekstresi > 2 adet

Kremler:

- Genestra Brands - HMF Candigen Cream

- Kolorex - Intimate Care Herbal Cream

Büyük bir umut ve bir o kadar da büyük bir korkuyla başladım bu üç aylık serüvene. Küre başladığım gün Yunanistan’a, Midilli’ye yolculuğa çıkıyordum ve benim için yeni bir başlangıcın eşiğindeydim. Lakin moralimin yüksek olması fazla uzun sürmedi, bir kaç gün sonra sistit belasıyla yeniden karşılaştım. Daha sonra araştırdığımda bu sistit denilen şeye neden olan etkenler arasında bilin bakalım ne çıkacaktı? Elbette ki kandida! Bu demek oluyordu ki kullandığım destekler onun da yaşamımdan yok olup gitmesine neden olacaktı. Sadece biraz sabırlı olmalıydım. Zorunlu olarak antibiyotik kullandım. En büyük korkum ise antibiyotiğin mantarın tekrarlamasına neden olma ihtimaliydi. Lakin günde 130 milyarlık probiyotikle antibiyotiğe yenilmedim ve kandida tekrarlamadan tehlikeli süreci atlattım. Bu benim için muhteşem bir işaretti, zira daha önceki sistitte kullandığım antibiyotik sonrası kandida felaket duruma sokmuştu beni. Demek oluyordu ki doğru yoldaydım. Bedenim güçleniyordu!

Desteklere başladıktan yaklaşık 3 hafta sonra, protokolün dahilinde homeopatik ürünleri almaya başladım. Bir kaç gün sonrasında bu homeopati denilen alanın ne kadar güçlü ve etkili bir bakış olduğunu deneyimleyerek öğrenmiş oldum. Bedenimdeki değişiklikler fark ediliyordu. Vajinamda müthiş bir iyileşme vardı. Hassasiyet neredeyse tamamen bitmişti ve akıntılarım yok olmuştu. Günler geçtikçe daha da iyi hissediyordum. Vajinam nefes alabiliyordu. Bunun nedenlerinden biri de kür ürünleriyle birlikte ısmarladığımız vajinal kremlerdi elbette. Anında rahatlama sağlıyorlardı.

Ben günleri saya durayım, bir yandan da Onur Bey ile akupunktur ve meridyen terapisi seanslarına devam ediyorduk. Her geçen gün nabzım daha iyiye gidiyor, bedenim sakinleşiyor ve sağlık kazanıyordu. Beden ekolojim yeniden dengesini buluyordu ve bunu her sabah aynaya baktığımda dilimin rengindeki iyileşmeden ve gözlerimdeki parlaklıktan görebiliyordum. Yaşamıma katmayı düşündüğüm yenilikleri sıralamaya başladım ve önümüzdeki süreçte vaktimi ve emeğimi kadınlarla çalışmalara ayırmayı niyet ettim. Dünya’nın daha iyi bir yer olabilmesi için kadınların güçlerini geri kazanması her şeyden daha da önemli benim için. Bunun ilk adımı olarak Yin Yoga eğitimi almaya karar verdim. Kadınlarla güçlü ve derin çalışmalar yapmanın vakti gelmişti artık benim için. Tek yapmam gereken sağlığımı daha da güçlendirerek deneyimlerimi paylaşmak ve daha çok dişinin kendi gücünün farkına varmasını sağlamak için yapmam gerekenleri yapmaktı. Kandida denilen kaotik süreç, karanlığın ışığına doğru rehberlik etmişti. Hepsi buydu işte.

Şunu belirtmeliyim ki bu yazıyı yazmak için kürün bitmesini bekledim. Öncelikle işe yarayıp yaramadığından emin olmalıydım. Elim klavyeye pek çok kere gitmiş olsa da sabrettim ve kürün tamamlanmasını, hatta üzerinden biraz zaman geçmesini bekledim. Şimdi diyebilirim ki BU PROTOKOL İŞE YARIYOR. Şunu da not düşmeliyim ki bu süre zarfında (aslında en baştan beri) spor hayatımın bir parçasıydı. Haftada en az 3 gün ağır idman yaptım. Zaten Onur Bey daha önceden belimi güçlendirici “Foundation Training” egzersizlerini önermişti, onlarla birlikte yoğun sabah egzersizleri de ekledik programa. Bunun başlıca nedeni sporun kandida ölürken ortaya çıkardığı toksinleri daha çabuk vücuttan atılmasını sağlaması ve elbette ki beden gücünüzü ve bağışıklık sisteminizi desteklemesi.

23 Ekim’de uyguladığım protokol sona erdi ve ben hiç olmadığım kadar sağlıklı ve güçlüyüm: ARTIK TEMİZİM. Günlük egzersizlerime, destek ürünlerime ve diyetime devam ediyorum. Bireysel kararım bu diyeti 2015 sonbaharına dek devam ettirmek. İşimi garantiye almayı severim. Lakin küçük bir değişiklik yaptım, karbonhidratı arttırdım, zira yeterli karbonhidrat alımının psikolojik açıdan destekleyici olduğunu (mutluluk verici) düşünüyorum. Ve elbette ki meyveyi biraz daha arttırdım. Günde 1-2 porsiyon meyve yiyorum. Önerilerimi kısaca özetlersem:

Yasak Listesi:

- Şeker

- Un

- Peynir

- Fermente ürünler (turşu, kvass, sauerkraut, kefir...)

- Meyve

- Süt (laktoz şekeri içerir)

- Bakliyat (sadece çimlendirilmiş olarak yenebilir)

- Tahıllar

- Kahve ve siyah çay

- Çikolata ve kakao

- Kuruyemişler (ince koyu renk kabukları soyularak yenebilir)

- Bal, pekmez

- Sirke (elma sirkesi hariç)

Gıda Tavsiyeleri:

- Bol su için (toksin atımı için önemli).

- Bol proteinli gıdalar tüketin.

- Seçiminiz kesinlikle organik gıdalardan yöne olsun. Zirai ilaçlar kandidanın köklenmesine neden oluyor.

- Bakliyatları çimlendirerek tüketmek diyetinizde esneklik sağlayacaktır, es geçmeyin. Ayrıca enzimleri aktive olmuş filizler sağlık için çok faydalı.

- Süt yerine badem sütü, hindistan cevizi sütü ya da yulaf sütü yapabilirsiniz.

- Ekmek yerine Hindistan cevizi ve badem unu ile yulaf kepeğini karıştırarak ekmek yapmanızı tavsiye ederim.

- Bol Hindistan cevizi yağı tüketin. Anti-fungal özelliği var. Ayrıca kandidanın baş düşmanlarından “caprylic” asit içeriyor.

- Eti mümkünse organik tercih edin. Hayvanlarda kullanılan ilaç ve antibiyotikler aynen sizin bedeninize de geçiyor. Ya da benim gibi dağdaki bir çobandan keçi alarak kestirebilir ve buzluğunuzda stok yapabilirsiniz.

- Tercihiniz mümkün olduğunca çiğ sebzelerden olsun, ya da az pişirin.

Tavsiyeler:

- Yoga, Qi Gong ve meditasyon yapın.

- Moralinizi yüksek tutun.

- Mümkün olduğunca doğada olun ve radyasyonlu/manyetik alanlardan uzak durun.

- Diyetinizi %100 sıkı bir şekilde uygulayın.

- 3 aylık küre aksatmadan devam edin.

- Haftada en az 3 gün yoğun egzersiz yapın.

Kür bitti diye rehavete kapılmak yok anlayacağınız. Kahvesiz, şarapsız ve peynirsiz hayata devam ediyorum. Kahve yerine bitki kahveleri denemeye başladım. Organik çikolatalardan küçük parçalarla hayatımı renklendiriyorum. Ancak söylemeliyim ki hayatım boyunca bu süreçte yediğim yemekler kadar lezzetli seçimlerim olmamıştı. Seçim yapmak insanın yaşamına gerçekten büyüleyici tatlar katıyor kanaatindeyim, ya da şöyle de diyebilirim: AZ ÇOKTUR. Yaratıcılığınızı gördüğünüzde siz de şaşıracaksınız :)

Sonuç olarak kandida yıllar boyunca bedenimi tahrip etmiş, panik ataklarla 3 yılımı zehir etmiş, cinsel hayatımı bitme noktasına getirmiş ve zihinsel-ruhsal olarak hayatımı allak bullak etmiş olabilir, ancak kişisel gelişimimde pek çok şeye aracı oldu. Bunun için ona teşekkür borçluyum. Korkularımı yenmemde, farkındalığımın artmasında rolü çok büyük ve diyebilirim ki, kazanımlarımı ve sorumluluklarımı sırtlandığımla birlikte yaşamımdan yok olup gitti. Ancak kararım şu: Eski alışkanlıklarıma geri dönmüyorum, kaldı ki 14 yaşımdan bu yana organik ve sağlıklı beslenen, spor yapan bir insanım, ancak anladım ki bunlar da yeterli değilmiş, daha fazlası gerekiyormuş: Bilinçlilik. Bu bilinçlilik hali ruhsal, bedensel ve zihinsel sorumluluk almayı ve her yönden farkındalığı ve bütünsel olarak sağlıklı birer birey olmayı gerektiriyor. Aslında toplumlara baktığımda Kandida’nın nedenlerini çok kolaylıkla görebiliyorum. Özellikle kadınlar açısından. Zira kandida olumsuz psikolojik durumlara sırtını dayayan ve bunlardan beslenen bir organizma. Sadece “stres” nedenli deyip geçemeyiz. Altında yatan en önemli nedenlerin başında bastırılan cinsellik ve sağlıksız eril-dişil yatmakta. Önceki yazımda bahsettiğim (http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com.tr/2014/06/candidann-donusu.html) ISTA (International School of Temple Arts - https://www.schooloftemplearts.org ) eğitimleri beni bu açıdan farkındalığa sürükledi aslında. Ne kadar sağlıksız bir dişi ve eril alanım olduğunu gördüğümde kandidanın varlığı şaşırtmamıştı beni. Sağlıksız dişinin bağımlılıkları, bastırılmış duyguları ve öfke yığınları, sağlıksız erilin kontrol deliliği ve rahatsız tutumu, hırçınlığı... Tüm bunların farkında olmak ve üzerlerinde çalışmak emin olun ki en az destek ürünlerini kullanıp diyet yapmak kadar önemli. Şu an ise benim için değerli olan şey tüm bu deneyimleri yaşadıktan sonra rehberlik yapabilmek. Ben yaptım, evet siz de yapabilirsiniz. Özellikle sağlıklı dişi ve eril enerjilerimizi keşfedip, sağlıklı sınırları olan ilişkiler kurarak aynı doğadaki gibi ahenkli bir yaşamın parçaları olabiliriz. Yeri gelmişken bu bahsettiğim eğitimlerle ilgileniyorsanız 8-9 ve 16 Kasım’da ISTA ekibini İstanbul’da konuk ediyoruz. “Sexuality & Consciousness Series” adı altında arka arkaya 3 seminer verecekler sağlıklı dişi-eril ve ruhsal cinsellik üzerine (ayrıntılı bilgi için: https://www.facebook.com/events/1545901135629063/1545903125628864/?ref=notif&notif_t=like

Tüm bunlarla birlikte başka güzel şeylere de aracı oluyor kandida: Dr. Onur Aydınoğlu ile birlikte yeni bir Kandida Protokolü yazıyoruz ve eminim ki pek çok insanın hayatını değiştirecek bu uygulamalar. Bu protokol Dr Georgiou’nun protokolünün ana öğelerine ek olarak Türkiye’den temin edilebilecek gıda takviyesi alternatiflerini ve araştırmalarımız sonucunda toparladığımız ek bilgi ve tavsiyeleri içerecek. Başka bir güzellik ise hazırlamakta olduğum kadınlara yönelik sağlık ve kişisel gelişim inzivaları, seneye. Bir de müjde: Aralık ayı itibariyle Kandida atölyeleri yapmaya başlıyoruz ve muhtemelen önümüzdeki sene içerisinde de daha geniş kapsamlı eğitimler ve detokslar geliyor. Yakında duyurularını yapacağız. Kendimizi ve hayatı yeniden keşfetmeye! Merhaba hayat!

Not: Dr Georgiou’nun KANDİDA PROTOKOLÜ > http://www.naturaltherapycenter.com/candida-treatment-protocol/

Ve, blogumuzun reyting rekorları kıran romantik komedi dram aksiyon türlerinin hepsini barındıran pancar kırmızısı dizisi şimdilik sona erdi. Şimdi Didem'in ve doktoru Onur Aydınoğlu'nun deneyimlerini bizlerle yüzyüze de paylaşabilmek için hazırladıkları seminer dizisi başlıyor: dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com.tr/2014/11/beden-ekolojisi-seminerleri-baslyor.html

17.10.14

dünyayı kurtarmaya gittim, gelicem...#festivalgeliyor

Fena halde başıboş bıraktığım bloga sağolsun Didem ve takipçileri çok iyi bakıyorlar, hiç gözüm arkada değil. Dünyayı kurtarma sevdasıyla yediğim son naneler hakkında biraz özet geçip yine gidicem; daha sonra bomba gibi bir dönüş yapmayı planlıyorum :)

Uzun zamandır yazmamış olmamın birincil sebebi Şubat 2014'ten beri Kazdağının ardında, ormanın derinliklerinde, toprak ananın bize bahşettiği bir dere kenarına mütevazi bir kulübe ve zehirsiz bir gıda ormanı yaratmaya çalışıyor olmamız. Fotoğraflarını ve hikayesini sizlerle paylaşacağım uzun kış geceleri yaklaşıyor. İkinci olarak yaklaşık 1 senedir muhteşem bir kitabın çevirisini tamamlamaya çalışıyorum. Permakültürcülerin başucu kitaplarından, küçük bahçelerde permakültür rehberi Gaia's Garden, çevirisi umarım çok yakında bittikten ve titizlikle düzeltildikten sonra 2015 yılı içinde Yeni İnsan Yayınevi'nden çıkacak. Üçüncü bir sebep de kalan vakitlerde kolektif işlerden, sosyal aktivitelerden de geri kalmamam. Bir süredir gündemimin birinci sırasında Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali var. 2008 yılından beri düzenlenen festival bu yıl ilk kez, İstanbul'la eşzamanlı olarak, Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bodrum, Çanakkale, Diyarbakır, Hopa, İzmir ve Trabzon'da düzenlenecek. Dünyayı kurtaran bu filmlerin hepsi türkçe altyazılı ve ücretsiz.




Son 3 yıldır gönüllü çevirmenlik yaptığım festivali, bu sene Çanakkale'de düzenleme şansını bana veren Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi'ne ve evrene teşekkürlerimi sunuyorum. Bu kadar uzaktan bu işe kalkışmamı mümkün kılan ekibin üyeleri Aykan Özener, Emine Sürücü, Şebnem Kumtepe, Tuğba Alaybeyoğlu Gürbüz, Filiz Tekin ve Özgür Onur Dermani'ye teşekkürlerimi sunuyorum. Kurumsal organizasyonu üstlenen Pan Görsel Kültür Derneği'ne, açılış kokteylimize lezzet katacak ÇAYEK üreticilerine, Çanakkale'de sağlıklı bir çevrede yaşama mücadelelerimiz hakkında söyleşilerle festival içeriğini zenginleştiren Çanakkale Çevre Platformu'na ve festival mekanını tahsis eden Çanakkale Belediyesi'ne teşekkürlerimi sunuyorum. En çok da festivale gelip ücretsiz gösterilecek belgeselleri izleyip içine düşen ateşle dünyayı kurtarmaya kalkacak herkese şimdiden teşekkür ediyorum. 7-9 Kasım'da görüşmek üzere.



20.6.14

Kandida 3: kandidanın dönüşü!

UYARI: YAZDIKLARIMIN HEPSİ BENİM DENEYİMİMDİR VE ETKİLERİNİN SİZDE DE AYNI OLACAĞININ GARANTİSİ YOKTUR. TIBBİ BİR EĞİTİMİM YOKTUR,
DOKTOR YA DA DANIŞMAN DEĞİLİM. LÜTFEN BURADA YAZILANLARI BİR REÇETE GİBİ ALIP UYGULAMAYIN. BU YOLCULUKTA PEK ÇOK HATA YAPTIM, HER HANGİ BİR DENEYİMİMİ UYGULAMADAN ÖNCE SON YAZIMI (http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com.tr/2014/11/kandida-3-bir-yok-olus-hikayesi.html) MUTLAKA OKUYUN. DENEYİMLERİMİ KENDİNİZE YAKIN BULUYORSANIZ BENİMLE İLETİŞİME GEÇİN: didemcivici@hotmail.com

Merhaba,
Blog bugüne kadar hiç bu kadar ilgisiz kalmamıştı farkındayım. Ben ve eşim yıllardır hayalini kurduğumuz hayata doğru adımları sıklaştırdık ve inanmazsınız ama köyde zaman su gibi akıyor. Aman bahar geliyor, tohumlar, fideler, yağmurlar bitmeden yapılacak toprak işleri derken gündönümüne birşey kalmamış! Neyseki Didem benden daha organize, daha kararlı, daha inatçı çıktı :) işte candida macerasının üçüncü bölümü...baya da heyecanlı!

Önceki bölümler:

Kandida’nın Didem’le İmtihanı:
Didem’in Kandida Macerası – 2. Bölüm

Blogumuzun reyting rekorları kıran romantik komedi dram aksiyon türlerinin hepsini barındıran pancar kırmızısı dizisi şimdilik sona erdi. Şimdi Didem'in ve doktoru Onur Aydınoğlu'nun deneyimlerini bizlerle yüzyüze de paylaşabilmek için hazırladıkları seminer dizisi başlıyor: dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com.tr/2014/11/beden-ekolojisi-seminerleri-baslyor.html

“O kadar da kolay değil!”


Evet, Candida’nın bana söylemi buydu. 3 Ocak’ta başladığım kürün 6. Ayını dolduruyorum ve bu baş belası matmazel 6 ayın 4 ayında benimleydi, şu an da misafirim, maalesef.


Burada yayınladığım yazılardan ve özelden sorular, mesajlar alıyorum. Herkeste aynı dert, bitmiyor! Sonu gelmiyor bu meretin. Gerçekten mi? Gerçekten hayatım boyunca bu acı verici kaşıntılarla ve zihin yorgunluğuyla mı yaşayacağım biri bana söylesin!


İsyanım bir kenarda dursun, son yazıdan bu yana neler yaşadım anlatmak istiyorum, zira güzel farkındalıklar ve “yetmezmiş gibi sen de mi!!” dedirten anlar yaşadım. Buyrun efendim…


Sistit mi? O da ne!!!??

Eveeeeet, hikayemiz elbette ki köhne bir candidanın esiri olmakla kalmayacaktı, değil mi? Eğlenceli, daha da kıvrak şen şakrak bir şeyler lazımdı! Ben de oturdum düşündüm ve sistitin hayatımda ne eksik bir şey olduğuna karar verdim (!). Candidanın sakinleşmesinin ardından bir kaç gün geçmişti ki reglim başladı. Lakin ilginç bir şekilde G noktamda ilginç bir uyarı sistemi hakim.. Hayy Allah! Sürekli uyarılmış (azmış) şekilde dolanmak emin olun ilginç bir his. Aklıma seneler önce gazetede okuduğum, bir kaç dakikada bir orgazm olan ve bundan kurtulamayan (!) kadının hikayesi geldi. Aman Allah’ım yoksa ömrüm boyunca azgın olarak mı gezeceğim! Hani orgazma geçiş yapsam neyse ama sürekli o en uçta gezinmek çok can sıkıcı!

Neyse efendim, bir kaç saat geçti, e az biraz regl sancım da var, uyudum. Uyandığımda his artmıştı ve bu durumdan şüphelenen ben hemen google amcaya danıştım. “Tuvalete çıkma hissi” olarak arattığımda önümde koca harflerle o yazılıydı:


SİSTİT.


Heh! Bir sen eksiktin!


Hemen hastaneyi arayıp ürolojiden randevu aldığımla bir saat sonrasında idrar örneği veriyordum. Tabii en eğlenceli kısmı es geçmemeliyim: Doktora durumumu anlatışım aynen şöyleydi:


“G noktamda sürekli bir uyarılmışlık hali var doktor bey..” :)


Sonraki bir saat içinde sonuçlar durumu doğruladı, sistit olmuştum. Antibiyotik ve o hissi yaşamamam için kas gevşetici bir ilaç daha verdi. Tabii ilaç kullanmak istemeyen ben, hemen doktorum Onur Bey’e danıştım. Böylesi durumlarda ilaç kullanmanın yararlı olduğunu, ayrıca sistit için bitki karışımı yapacağını ve hemen seans için gelmemi söyledi. Hastaneden çıktığım gibi ofisine gittim. Oldukça endişeliydim, zira bu his çıldırtacak dozdaydı. Seansın ardından hafifleyen kasılmalarla eve gittim ve antibiyotiği ve diğer ilacı kullanmaya başladım. 1-2 saatlik çılgın azmışlık hissinden sonra en sonunda yatışmış bedenimi uykuya teslim ettim.

Doktorun bana verdiği doz günde 1 antibiyotik olmasına rağmen Onur Bey’in tavsiyesi ile dozu yarıma düşürdüm ve 1 hafta kullandım. Diğer kas gevşeticiye ise hiç gerek kalmadı, sadece ilk gün aldım ve tekrarlayacak mı diye bekledim, her hangi bir olumsuzlukla karşılaşmayınca devam etmedim. Bir de elbette bitki karışımını içmeyi de o hafta boyunca ihmal etmedim. Haftanın sonunda tahliller tertemizdi, ve bir  daha karşılaşmamak üzere sistite bye bye dedim.

Durum vaziyet bu iken candida ne alemde ona bakmak lazım gelirdi elbet. Eh, haliyle 1 hafta bedenimdeki iyi-kötü her şeye musallat olan “antibiyotik canavarı”nın ne gibi bir tahribata neden olduğu bir kaç güne kalmadan belli oldu: Candida is back! (Candida geri döndü).

Tam da yurt dışına yolculuğa çıkacağım günlerde başlaması bana başka bir hava getirdi, ne yalan söyleyeyim. Oldukça manidar bir zaman dilimine düştüğünü elbette ki yadsıyamam. Tam da o hafta ISTA (International School of Temple Arts)’nın bir haftalık eğitimi için İsrail’e gidecektim. Eğitim “Spiritual Sexual Shamanic Experience” (Ruhsal Cinsel Şamanik Deneyim) adı ile anılan feminen ve maskülen enerjiler üzerine yoğun bir program. Dişiliğim ile candida arasındaki bağlantıları “deşmek” için bulunmaz fırsattı! Sanırım candida olmadan oraya gitsem bir şeyler eksik kalırdı :) Eğitimin ayrıntılarına burada girmeyeceğim, lakin hayatımı değiştiren bir hafta olduğunu da söylemeden edemem. Oldukça güçlü ve “cinsellik” içerikli yoğun bir program. Kutsal cinsellik, şamanik öğretiler ve ruhsal deneyimlerle örülü derin bir hâllenme diyebilirim.

İsrail’den geldikten sonraki hafta Sachie Tsuyuki’nin Qi Gong eğitimine katılmaya karar verdim. Onur Bey bu konuda oldukça ısrar etti, katılmamın faydalı olacağına inandığını da ekledi. Öyle oldu. 2 günlük yoğun bir Qi Gong uygulama süreci bana çok şey kattı. Candida ile ilgili büyük bir farkındalığın yanı sıra dinginlik, yavaşlık ve hız/gerginlik hallerini yakalama farkındalığını kazandım. Qi Gong’un temel prensibi Dantian’i güçlendirmek. Bu noktanın göbek deliğinin iki parmak altında olduğu var sayılıyor ve kişinin merkezi olduğuna inanılıyor. Sachie’nin derste söylediği bir şey oldukça anlamlıydı:

“Ateş zihinlere sahibiz. Toplum olarak (genel insan toplumundan bahsediyor) baş bölgemiz ateş elementini yansıtıyor. Alt, genital bölgemiz ise su elementi. Ancak tam tersi olmalı. Ateşi, enerjiyi Dantian’e indirmeli ve suyu başımıza çıkarmalıyız (burada ‘ayağını sıcak tut, başını serin’ örneğini verdi). Dantian ateş üretir, böylece yaratıcı niteliğine kavuşur. Başı serin tutmalıyız. Su elementi dinginlik, hakimiyet ve özümsemeyi getirir. (Beni göstererek) Candida ile ilgili durum da böyledir. Candida’nın doğası nemli ve soğuktur. Mantar ıslak, karanlık ve soğuk yeri sever. Eğer ateşi aşağıya indirirsen onu kurutursun.”

Bu söyledikleri öyle anlamlıydı ki. Her şey zihnimde yer buldu ve ışıklar yandı. Dersin sonuna doğru bire bir çalışmamızda da önemli bi notu oldu benim için.Qi Gong’un olağan duruşunda bacaklarımı kapamaya yöneldiğimi söyledi. “Bacaklarını Dantian’den itibaren aç. Güvende hissetmiyorsun, güvende hisset ve bacaklarını aç.”

Gözlerinin içine gülümseyerek baktım ve “korkuyorum,” dedim. Evet, her şey ortadaydı işte, korkuyordum bir şeylerden. Geçmişimden, duygulardan, hissetmekten, hissetmemekten…

ISTA ve Qi Gong süreçlerinin arka arkaya gelmesi yoğun bir düşünme haline soktu beni. Aslına bakarsanız hala o haftayı sindirme sürecindeyim. İsrail’den geldikten bir hafta sonra vajinal yangılar ve kaşıntı geri geldi. Sonra bir kaç gün duruldu, yeniden daha güçlü bir şekilde geri döndü. Diyetime aynen devam ediyorum. Bitki karışımlarını içiyorum. Arada seanslara da devam, lâkin baş belası yine ve yine orada!

Lokal kaşıntı için hazırladığımız yağ karışımı da şu günlerde pek etkili olmuyor. Şu anda tek etkili şey güneşlenmek. Çıplak güneşleniyorum. “Mantar ıslak, karanlık ve soğuk yeri sever” demiştik, değil mi? Ben çok faydasını görüyorum, bilginize. Ayrıca acil durumlarda sirke duşu da iyi geliyor, lakin ardından oluşan tahrişe dayanmak durumundasınız. Geceleri sarımsak koyuyorum yine. Bir de son buluşum yeni bir probiyotik kapsülü: Maflor vajinal tablet. Bu piyasaya yeni çıkmış. 8 milyar bakteri içeriyor ve muhteşem bir şey. Açıkçası bu günlerde ağır vaka olduğum için araya bir 5 günlük sarımsak kürü koydum, hemen ardından kapsüle devam edeceğim.

Velhasıl-ı kelam, ben bu işi çözmeye niyet ettim, baş koydum, inat ettim. Gereken her türlü fiziksel tertibatı uyguluyorum ve hala orada var olmaya devam ediyorsa bilinç altımda onu destekleyen ve isteyen ne artık ona bakma vakti. Candida’yı besleyen tarafım ne, korkum ne ya da güvensizliğim. Yeni yeni içeriye sızıyorum. Aylardır pek çok şeyle yüzleşmeme rağmen (anne figürü, geçmiş ilişkiler, suçluluk duygusu ve ‘masumiyet’ algısı) gidecek yolum var daha, aşikar.

Ben yine arada yazmaya devam edeceğim. Hepimize bu yolda bol şans!

ve sezon finali:
Kandida: Bir Yok Oluş Hikâyesi


Popüler Yayınlar